Evrenistan - Evren Gürkaynak

Evrenistan
Blog / Video Blog / Kişisel ve Akademik Web Sitesi
  • Yazılar
  • Yorumlar
  • Popüler
Son Yazılar
  • Culture, English Language Teaching and Literature 3rd I...
  • The First Conference on ELT in the Islamic World...
  • 30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun...
  • International Conference on Language, Education and the...
Son Yorumlar
  • Evren Gürkaynak Kesinlikle katılıyorum. Resimlere b...
  • Altuğ Onun bunun çocuğu olmak için avrupa...
  • ingiltere dil okulu Merhaba!Cok guzel fikirler sundunuz...
  • emlak Bilgi için teşekkürler....
Popüler Yazılar
  • Ana Sayfa
  • HAKKIMDA
  • WHO AM I?
  • KULLANIM KOŞULLARI

Beyaz Çığlık – 6

Kategori: Kayıp Dünya | 15 Şubat 2010, Pazartesi | Henüz yorum yapılmamış

Tatlı bir uykudan her yanım buz gibi olmuş bir şekilde uyanıyorum. Yine yerdeyim. Kendi güçlerimi kontrol etmeyi öğrenince bu garip alışkanlıktan da kendimi kurtarabilecek miyim acaba? Ben kendimle buz gibi taşlarda cebelleşirken, kapı açılıyor daaan diye. Ahh gelen Çınar! Kapıdan girer girmez gözlerini kocaman açıp:

-          Pardon ama, üstünde pijama yerde ne işin var?

-          Aaa, şeyyy, çocukluğumdan beri sebebini bir türlü çözemediğimiz garip bir alışkanlık. Ben her sabah yerde uyanırım da.

Yüzümde aptalca bir gülümseme öylece bakıyorum. Gülmemek için dudaklarını ısırıyor.

-          Tutma kendini gül, gül çekinme.

Patlıyor sonunda. Kahkahalarla dakikalarca gülüyor.

-          Bayılacaksın yeter!

-          Özür dilerim ama o kadar komiktin ki yerde. Sen çok garipsin, tuhafsın.

-          Sağ ol, başka?

-          Yanlış anlama, demek istediğim, tanıdığım hiç kimseye benzemiyorsun.

-          Ben öyle benzemem kimseciklere.

-          Havanı sevsinler. Neyse, hadi hazırlanalım. Nefis bir kahvaltı ZAYED’de bizi bekliyor.

-          Hemen hazırlanıyorum.

-          Tamam, koridordayım.

-          Beş dakikaya oradayım.

Banyodaki aynada, erkek bedenimle çarpışıyorum yine. “Bitireceğim seni, bitireceğim. Ruhumu esir alamayacaksın daha fazla.”

Hemen hazırlanıp koridora fırlıyorum.

-          Hazırım.

-          Seni hayatta, her zaman olduğun gibi böyle hareketli, capcanlı görmek çok güzel bir duygu.

-          Teşekkür ederim. Kabuslardan seninle uyanmak da çok güzel bir duygu.

Gözler, kalpler sarıldı yine birbirine.

-          Hadi artık gidelim, ben çok açım.

Binadan çıktığımızda, bir kez daha etkileniyorum etrafımı çevreleyen cennetten. Kurtarıldığım günkü gibi kuvvetli kollarıyla beni kavradığı gibi havaya kaldırıyor, ve tıpkı o günkü gibi dakikalar içinde kilometreleri kat etmeye başlıyoruz. O gün tadına varamadığım, yüzüme vuran rüzgarın keyfini sürüyorum. Beraberinde getirdiği bin bir çiçek kokusuyla mest oluyorum. Bu sarhoşluğun doyumsuz tadına varırken dalga dalga bir merak sarıyor benliğimi. Gerçek Çınar’ı görebilecek miyim acaba sonunda?”

ZAYED’e adım adım yaklaştığımız her dakika o leyla hal yerini endişeye bırakıyor. Tir tir titremeye başlıyorum. Kabus sabahı film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden. Ve işte geldik. Önündeki paneli kapatıp, beni de yere indiriyor Çınar.

-          Neyin var senin? Çok durgunlaştın birden.

-          Ben buraya nasıl geldiğimi düşünüyordum da.

-          Senin için ne kadar zorsa, inan benim için de öyle. Senden farklı bir şekilde gelmedim buraya biliyorsun.

-          Evet, tabii ki.

-          Üstelik arada fark var. O zaman yalnızdın. Şimdi ben varım yanında. Bir kadın bedenine sıkışmış olabilir erkek ruhum; fakat bu seni koruyamayacağım anlamına gelmez unutma.

-          İyi ki varsın. Eski imkansızlar etrafımda hayatımın gerçeği olmuşken, kendimi güvende hissetmem mümkün değildi sen olmasan.

Öylesine sıcacık bakıyor ki, adım gibi eminim artık onun da beni sevdiğinden. Böylesine samimi, duru gözler, sevgi dolu bir kalbin bakışları olabilir ancak.

-          Deniz, ben …

-          Şşş! Ne olur? Ne söyleyeceksen sonraya sakla.

Evet, susturdum onu. Sevgisini dile getirmesine engel oldum. Çünkü, ruhlarımız bedenlerini bulmadan, hazır değilim o ana. Bu, “Bir yüzünü göreyim, bakayım nasılmış, ona göre bir adım atayım” meselesi değil. Ben aşkımı ruhumla, bedenimle bir bütün her şeyimle, Deniz olarak yaşamak ve sevdiğim adamı ruhuyla kendiyle bütün sevmek istiyorum çünkü.

Dolan gözlerini gizliyor benden. Ara ara yutkunduğunu görüyorum. İstediğim ona işkence çektirmek değil, hele hele, kendimi naza çekmek hiç değil. Ben İstanbul’un bizi, bizken birbirimize bağlamasını istiyorum. Hepsi bu.

O an elimden gelen tek şey, ellerinden sıkıca tutmak ve o güzel kalbinin derinliklerine bakmak, aynı onun gibi sıcacık. Elleri ellerimdeyken, kalbi de ellerimde sanki. Ellerimiz buluşur buluşmaz ruhunun rahatlayıp huzur bulduğunu hissediyorum. Dile gelmese de artık o da biliyor; “Onu seviyorum.”

- o -

Profesör her zamanki mesafeli samimiyetiyle karşılıyor bizi asansörün kapısında.

-          Hoş geldiniz!

-          Hoş bulduk.

-          Sizi yeniden burada görmek ne güzel. Tekrar büyük geçmiş olsun. Siz gide durun, hemen geliyorum. Programla ilgili orada konuşuruz.

-          Olur, karnım zil çalıyor zaten.

-          Seni bu salona ilk getirdiğim günü hatırlıyorum da, nasıl şaşırmıştın.

-          Şaşırmıştım tabii. İstanbul’da bunların hangisini hayal edebilirdik ki?

-          Doğru. Yine aynı yere oturalım mı?

-          Olur.

-          Hıh, Profesör de geldi.

-          Eveeet. Siparişlerimizi verelim ve hemen başlayalım programla ilgili konuşmaya.

Siparişlerimizi sıralıyoruz. Plan oldukça ayrıntılı olsa gerek.

- Eveeet, sizi dinliyorum.

Birbirlerine bakıp çarpık çarpık gülümsüyorlar. Hiçbir anlam veremiyorum.

-          Siz afiyetle yemeğinizi yemeğe başlayın Deniz, birazdan her şeyi öğreneceksiniz.

-          Yeni bir şoka hazırlanmalı mıyım?

Lafım boğazımda düğümleniyor. Her ikisi de yemeklerini yedikleri, ağızlarını açıp tek kelime etmedikleri halde, onları duyabiliyorum. Sesleri kulaklarımda değil, zihnimde duyuyorum. Lokmamı yutmakta zorlanıyorum. Çınar’ın zihnimdeki sesi, o her zamanki muzip tavırla, “Sakin ol, biziz beyninin içinde konuşan diyor.” Profesör lafa giriyor ve zihinsel diyalog başlıyor.

-          Deniz Hanım, güvenliğiniz için planın çok gizli kalması gerektiğinden bahsetmiştim. Bu nedenle, sizi ayağa kaldıran Bulut Bey ile terapi sırasında duyum kanallarınızı açtık. Tıpkı çakra açmak gibi. Bu sayede artık yanınızda olmasak bile, bizi nerede olursanız olun duyabileceksiniz.

“Söze dökmek istediklerimi duyacak mısınız yani şimdi?” diye aklımdan geçirmemle birlikte,  profesör cevabı yapıştırıyor.

-          Evet.

Şaşkınlıktan elimi, kolumu nereye koyacağımı bilemiyorum. Lokmalar dizi dizi boğazımda kalıyor. Arka arkaya kahvemden yudumluyorum.

-          Bakın Deniz Hanım, Lodos da bahsetmiştir zaten size ama, Genel Merkez’e buraya geldiğiniz şekilde göndereceğiz sizi birazdan.

Kahveyi püskürtmemek için zar zor yutuyorum.

-          Birazdan mı?

Çınar alıyor sözü.

-          Lütfen endişelenme. Genel Merkez’de uyandığında yanında olacağım.

-          Endişeliyim, kusura bakmayın. En son o lanet sicimlerle duvara bağlandıktan sonra hayatım bu hale geldi.

-          Evet, ama bu yaşadığın o yolculuk nedeniyle olmadı. Seni de, beni de yansılar bu hale getirdiler unutma.

-          Biliyorum ama korkuyorum.

Profesör devam ediyor planı anlatmaya.

-          Oraya birkaç dakika içinde varacaksınız, kendinize geldiğinizde, Lodos da yanınızda olacak dediğimiz gibi.

-          Pekala, eğitime nereden başlıyoruz?

Çınar atılıyor hemen.

-          Öncelikle bizler gibi zamanda ve mekanda seyahat edebilmek için “teleport eğitimi” alacaksın. Önce teorik daha sonra kısa mesafelerde uygulamaya dayalı.

-          Bir yerden bir yere zihin gücümle gidebileceğim yani öyle mi? Vay canına.

Profesör söze giriyor.

-          Teleport, Beyaz Çığlıklıların tamamına verdiğimiz standart bir eğitim. Bundan sonrası, sizin üzeri örtülü güçlerinizi ortaya çıkarmaya dayalı.

-          “Yansı gücü”

-          Evet. Bu gücünüzü kontrol altına nasıl alacağınızı ve nasıl kullanacağınızı öğreneceksiniz. Bu sizin en önemli, en geliştirilmesi zaruri gücünüz. Yansıları yenebilmemiz için çok önemlisiniz.

-          Anlıyorum. Daha sonra?

-          Daha sonra, yine standart eğitime devam edeceğiz. Bunların arasında “nesneleri öz enerjiyle hareket ettirebilme”, “zihinsel ekranla iletişim kurabilme” ve son olarak da “kendi benliğine bürünebilme”.

-          Bu saydıklarınızı bir ay içerisinde başarmamı mı bekliyorsunuz?

-          Evet, yapamayacağınız bir şey olduğunu düşünseydik, vakti daha uzun tutardık, inanın. Ama sizin durumunuz gerçekten farklı. Pek çok Beyaz Çığlıklıdan daha açıksınız güçlerinizi kullanmaya. Hem eğitmeniniz Lodos, unutuyorsunuz. Onun başta “zihin okuma” olmak üzere güçlerini ne denli ustalıkla kullandığını ve verdiği eğitimlerin kalitesini bütün ekip arkadaşlarımız çok iyi bilir. Siz de önümüzdeki bir ay sonunda biliyor olacaksınız. Buraya döndüğünüzde de aldığınız bu eğitimlerden sınava tabi tutulacaksınız. Lodos, mutlaka söylemiştir size ama, ben yine de hatırlatayım. Hiçbir koşulda Genel Merkez binasından İstanbul sevdasına kapılıp, dışarı çıkamazsınız. Dahası, Genel Merkez’de size ayrılan özel bölümün dışına da çıkamazsınız. Çıkmamalısınız. Yeterince açık konuşuyorum değil mi Deniz? Eğer bir kez daha şırıngalardaki zehre maruz kalırsanız, dönüşü olmayan yollara gireriz. Unutmayın. Şimdi zihinsel diyalog kanallarını kapatıyoruz, şüphe çekmek istemem.

Konuşma bitiyor bitmesine ama ben, olduğum yerde mıhlanıp kalıyorum. Az önce içinde bulunduğum zihinsel diyalogdan falan değil, günlerdir, Çınar’ın zihin okuma gücü olduğu aklımdan uçup, gittiği için. Her saniye, her dakika aklımdan geçenleri duydu mu yani şimdi bu adam? Bu kadar çıplak mıyım ben karşısında?

Bir an göz göze geliyoruz. Soru sorar gözlerle bakıyor bana. “Ne oldu? Neyin var?” der gibi. Profesörü dahil etmeden acaba ben de zihinsel diyalog kanalı açabilir miyim? Sormadan edemeyeceğim. Ben düşünürken, o anında kuruyor bağlantıyı. Zihnimde yine onun sesi.

-          Neyin var? Ters bir durum mu var? Neden çatık kaşların bu kadar?

-          Bana dürüstçe bir cevap vermeni istiyorum.Günlerdir, zihnimi okudun mu hiç?

-          Tabii ki hayır. Deniz, bizler güçlerimizi insanların düşüncelerine tecavüz etmek, onların benlikleriyle baş başa kalma haklarını gasp etmek için kullanmıyoruz. Zihnini bir tek, hangi güçlerin olduğunu taramak için kullandım. Onun dışında hiç. Seni temin ederim, sen buna izin vermediğin müddetçe asla buna teşebbüs etmeyeceğim.

-          Bugüne kadar söylediğin her şeye inanıp, güvendim. Bana yalan söylemeyeceğinden emin olmak istiyorum.

-          Emin ol. Ben sana hiç yalan söylemedim, söylemeyeceğim.

Profesör, kesin bir dille acele etmemizi, gitme vaktinin geldiğini haber veriyor. İçimi saran sıkıntıya hakim olmaya çabalıyorum. Asansöre doğru Profesör önde, biz arkada, ilerliyoruz. Ellerini ellerime uzatıp, sevgiyle sımsıkı tutuyor. Yaprak gibi titriyor içim. Korkuyorum, gerçekten korkuyorum. Profesör, bizi asansörün kapısından uğurluyor.

-          Kendinize çok iyi bakın. Deniz, iletişim kanallarınızı sık sık kullanın, buna çok ihtiyacınız olacak ileride.

-          Teşekkürler Profesör, bir ay sonra görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

-          Güle güle. Lodos, Deniz sana emanet. Görevlerinin gereklerini hatırlatmama gerek olmadığı kanısındayım. Birbirimizi anladığımızı düşünüyorum.

-          Anladım efendim. Güveninize layık olacağım.

İşte o manyetik elips çubuk “bip” nidasıyla, asansörü hareket ettiriyor, ve biz o bembeyaz, güneşsiz gün gibi aydınlık kabusa doğru hızla iniyoruz. Çınar, bir an olsun elimi bırakmıyor. Uzunca bir koridordan geçip, genişçe bir kapının önüne varıyoruz. Çınar cebinden kartını çıkartıp, o tanıdık pos makinemsi alete okutuyor. Kapının tıslayarak açılması, bana sinsi bir yılanın tıslaması gibi geliyor içimde savaştığım sıkıntıyla. Tıssssssss. Tıssssssss.

İşte beyazlar içinde bir siyahi, elinde o aşina beyaz elbise ve duvardan sarkan ince sicimler. Makineye ne gerek? İşte geçmişe döndüm bile bu tanıdık manzarayla. Kendi kendime söylenmem, Çınar’ın sesiyle noktalanıyor.

-          Ben senden önce Genel Merkez’de olacağım, bu arkadaş, Leila, sana yardımcı olacak. Orada seni bekliyor olacağım. Sakın korkma.

-          Sen de kendine dikkat et. Sana söz veriyorum, korksam da sağ salim geleceğim yanına.

-          Şimdi gitmem gerek. Leila, Deniz size emanet.

-          İçiniz rahat olsun efendim, sağlıkla göndereceğim yanınıza.

Leila, elindeki beyaz elbiseyi giymem için bana uzatıyor. Zangır zangır titreyen ellerimle uzanıp, alıyorum. Ve hazırım. Leila’nın yardımıyla incecik sicimlerle duvara bağlandım yine. Leila samimiyetle gülümsüyor.

-          İyi yolculuklar efendim.

O acı çığlık sardı yine kulaklarımı. Ağır ağır bir boşluğa çekiliyorum. O kulakları yırtan çığlık, derinleşiyor, duruluyor ve en nihayet tükeniyor. O tanıdık ağır uyku yine sersemletiyor. Bırakın ne olur uyuyayım.

- o -

-          Çınar!

-          Buradayım. Geldin bak. Sağ salim İstanbul’umuza geldin.

-          Çok bitkin hissediyorum kendimi. Başım da çatlıyor ağrıdan.

-          Bakalım ne yapabiliyorum.

-          Nasıl ne yapabiliyorsun?

-          Şşşş! Kendini bana bırakır mısın lütfen?

Ellerini şakaklarıma dayayıp, gözlerini kapatıyor. Benden de gözlerimi kapatmamı ve sadece sessizliği dinlememi istiyor. Birkaç saniye sonra, ellerinden bedenime sıcacık bir enerjinin yayıldığını, kanıma karışarak damarlarımda bütün vücudumu dolaştığını hissediyorum. İçimde dolaşan her ne ise, tüm ağırlığımı alıp götürüyor, beni sarıp huzurun şefkatli kucağına bırakıyor. Küçücük bir ses çıkarmaktan bile çekiniyorum. Gözlerimi açmaktan da. İçimde dolaşan onun birbirimize duyduğumuz sevgiyle bezeli ruhu sanırım. İçime akan Çınar, ona akan benim.

Gözlerimi açtığımda gözlerini dikmiş bana bakarken buluyorum onu. Hiç çekinmeden soruyorum.

-          Kendini bana göstermeyecek misin? Seni sen olarak göremeyecek miyim?

-          Adil davranmam gerek, ne zamanki sen başaracaksın seni sen yapmayı, ben de o zaman göstereceğim kendimi sana.

-          Hain domdomsun işte.

-          Bu domdom seni …

Kapı gürültüyle açılıyor. İçeri üst düzey oldukları her hallerinden belli olan iki kişi girip, Çınar’ı yanlarına çağırıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, hem üzülüyorum,  hem de seviniyorum böyle pat diye gelenler için. “O anı ben olarak yaşamak istiyorum, Tanrım, ne olur yardım et.”

Çınar az sonra geliyor ve ellerimi tutuyor yeniden. Ne kadar tatlı bir gülüştür bu yahu? Kadın bedenine hapsolmuş bir erkek bir gülüşle erkeksi bir çekiciliğe nasıl bürünebilir?

-          Bu oda çok güzel. Penceremin olmasına çok sevindim. Hiç olmazsa ara sıra temiz hava alabilirim.

-          Çok isterdim öyle olmasını ama, bu yapay bir pencere, bir nevi psikolojik rahatlama için. Açıldığı tek yer, binanın temeli.

-          Üfff. Ne yapalım katlanacağız artık.

-          Hadi bakalım, dinlenmen lazım. Yarın eğitime başlıyoruz.

-          Hiç halim yok gerçekten, bir an önce uykuya devam etmek istiyorum.

-          Hadi sana iyi uykular. Ben yan odada olacağım. Huzur içinde uyuyabilirsin, kimse bir şey yapamaz sana burada.

-          Teşekkür ederim. Yarın görüşürüz.

-          Görüşürüz, iyi uykular.

-          Hı, unutmadan, yatağın iki tarafında da halı var, sabah uyandığında rahat edersin.

Gülüşüyoruz.

-          Çok tatlısın, teşekkürler.

-          Bir şey değil. Hoşçakal.

-          Güle güle.

- o -

Yumuş yumuş bir hisle ama yine de donarak uyanıyorum. Tabii yine yerdeyim. Yanımdaki koltukta Çınar uyuyakalmış. Yattığım yerde doğrulup, üzerini örtmek için bir şeyler ararken kedi gibi gerinerek uyanıyor.

-          Günaydın.

-          Günaydın. Hazır mısın?

-          Bomba gibiyim. Ama önce bir şeyler yemem lazım.

-          Heyecanın açlıktan daha fazla gibi geldi bana. Merak et bakalım biraz.

-          Canım acıyacak mı hiç bu eğitimler sırasında?

-          O da nerden çıktı? Tatlı canlı!

-          Öyleyim tabii.

-          Merak etme, hiçbir acı hissetmeyeceksin. Belki biraz baş ağrısı, hepsi o.

-          Offf. Başarabilecek miyim dersin?

-          Eminim.

- o -

-          Ooofff! Niye olmuyor?

-          Ne kadar sabırsızsın. Daha birkaç gündür çalışıyorsun. Daha fazla konsantre olman lazım. Haydi bir kez daha dene.

-          Pekala.

Gözlerimi kapatıp, odanın sağ köşesine gitmek için programlıyorum kendimi. Bu sefer başarmam lazım. “Haydi kızım yapabilirsin.” Evet, işte oluyor, havalanıyorum. Yarattığım akımın rüzgarını hissedebiliyorum. Az sonra gözlerimi açtığımda odanın diğer tarafında olacağım. İşte tekrar yerdeyim. Gözlerim sımsıkı kapalı soruyorum.

-          Oldu mu?

-          Neden gözlerini açıp kendin bakmıyorsun?

Başardım. Gerçekten başardım. Kontrolsüz bir şekilde koşup, Çınar’ın boynuna sarılıyorum. O da kucaklıyor beni. Bir an öylece kaldıktan sonra, aniden toparlanmamız gerektiğini fark edip ayrılıyoruz.

-          Artık, daha uzak mesafeler için hazırsın. Ancak, bir yandan da diğer eğitimlere başlayacağız.

-          Nasıl isterseniz patron.

-          Güzeeel, o zaman sıra nesneleri uçurmaya geldi. Otur bakalım. Şimdi, bu kaleme odaklanmanı istiyorum. Kafandan onu hareket ettirmen gerektiği ayrıntısını şimdilik çıkar. Yalnızca ona konsantre ol, ve her şeyini incele, en küçük ayrıntısına kadar. Bir süre sonra, onun sahip olduğu enerjiyi görmeye başlayacaksın, sonra da onu kendi enerjinin kontrolü altına alacaksın.

-          Biraz hızlı gitmiyor muyuz?

-          Neden denemeye başlamıyoruz?

-          Tamam, tamam kızma hemen, başlıyorum.

Derin bir nefes alıp, dikiyorum gözlerimi önümde duran siyah kaleme. Aradan bir beş on dakika geçtikten sonra, incecik bir çizgi halinde çevresini sarmalayan şeffaf bir çerçeve fark ediyorum. Daha da dikkatli bakıyorum. Konsantre oldukça, şeffaf dalganın daha da genişlediğini görüyorum. Benim enerjime cevap veriyor sanki. Çınar onu kendi kontrolüm altına almamı istiyor. Sesini öylesine iyi kullanıyor ki, verdiği komutlar konsantrasyonumu dağıtmak yerine daha da arttırıyor. Gözlerimin altında hissettiğim karıncalanma, her saniye daha da artıyor. Çınar, kalemi masanın üzerinde milimetrik hareketlerle sağa, sola, ileri, geri hareket ettirmemi söylüyor. Deneyeceğim denemesine ama başımda künt bir ağrı var. Çatlayacak neredeyse. Yine de çabalıyorum. Biraz daha zorluyorum kendimi, ama olmuyor. Bir kez daha deniyorum. Dayanamıyor ve bırakıyorum, gözlerim oyuluyor ağrıdan.

-          Bugünlük bu kadar yeter bence. Çok yoruldun.

-          Yorulmak mı? Gözlerim oyuluyor ağrıdan.

-          Az öce yaptıklarını Beyaz Çığlıklılarla çok uzun bir zaman başaramadık biliyor musun? Sen çok özel yaratılmışsın. İlk seansta bunu başaranı görmedim eğitmenlik hayatım boyunca.

-          Abart, abart.

-          Abarttığımı kim söylemiş. Gerçekleri söylüyorum.

Gülüşüyoruz. Hakikaten turşu gibiyim. Bir an önce yatıp, uyumak istiyorum.

- o -

Sabah gözümü açtığımdan beri, birkaç haftadır olanları düşünüyorum. Genel Merkez’e geleli bu üçüncü hafta. Bedenimin içinde gizli ne büyük güçler varmış, biz insanlar nelerle donatılmışız meğer. Beynimdeki gücü kullandıkça ileride yapabileceklerimden korkuyorum. Profesör’ün “Lodos çok iyi bir eğitmendir” derken neden bahsettiğini şimdi kavrıyorum.

Bir buçuk, iki ay önce hayal edebilir miydim tüm bunları? Atölye, ev, Hakkı, ara sıra uğradığım film yapımcısı deli Selda ve evi. Bu kadardı hayatım. Ne annem, ne babam için değerliydim. Merak ediyorlar mıdır acaba gerçekten? Yoksa, delidir ne yapsa yeridir, canı kaybolmak istemiştir deyip, hayatlarına huzur içinde devam mı ediyorlardır acaba? Ya arkadaşlarım? Onlar merakta mıdır acep? Yalnızlığa nasıl mahkum etmişim, insanlardan ne kadar soyutlamışım kendimi meğer. Kendi hayatına dışarıdan bir göz olmak bu galiba.

İçimle konuşmam dışarıdan gelen bağrışmalarla bölünüyor? Çınar, aceleyle odaya dalıyor.

-          Yansılar! Yine saldırıyorlar.

-          Ne?

-          Çok sıklaştırdılar. Biz karşı koydukça her seferinde daha da bileniyorlar.

-          Çok mu kalabalıklar?

-          Evet. İyi direniyoruz ama yetmiyor.

-          Biz de destek olmaya gideriz o zaman.

-          Sen ne dediğinin farkında mısın? Buna asla izin veremem.

-          İzin istemiyorum.

-          Deniz, bunlar seni de beni de öldürmeye çalıştılar. Seni bulamasınlar diye gelip, tıkıldık buraya.

-          Dışarıda insanlar bizi korumak için mücadele ederken böyle oturup bekleyebilecek misin? İçine sinecek mi? Kusura bakma ama ben gidiyorum.

-          Nereye?

-          Mücadeleye.

-          Deniz, güçlerini yeni kazandın. Seni kaybedemem. Lütfen.

-          Beni korumak mı istiyorsun? O zaman benimle gel. Çünkü ben gidiyorum.

Deli cesareti geliyor bir anda. Fırlayıp çıkıyorum odadan. Her taraftan bağrışmalar geliyor. Oradan oraya koşuşturan insanlar, Beyaz Çığlık’ın koruyucuları… Ha bugün ha birkaç hafta sonra ne fark eder ki? Ben de dalıyorum karmaşaya. Birkaç dakika sonra, Çınar da yanıma geliyor.

-          Yansı gücünü kullanmaya hazır mısın?

-          Hiç bu kadar hazır olmamıştım.

-          O zaman başlıyoruz. Beni burada beklemeni istiyorum, sana bir yansı getireceğim.

Beni kuytu bir köşeye bırakıp, yansı avına çıkıyor. Birkaç dakika geçmeden, etkisiz hale getirdiği bir yansıyı, silahlarıyla birlikte getiriyor. “Hadi kızım” diyorum içimden “yapacaksın.” O iğrenç yansıya odaklanıp, hızlıca onun kılığına bürünüveriyorum. Hazırım diyorum. Çınar üst kata gidiyor. Saklandığımız yerden çıkacakken, yanımızdan bir grup yansı geçiyor. Onay beklemeden onlara katılıp, savaşın dal ortasına düşüyorum. Yanımdaki grubu bir şekilde etkisiz hale getirmem gerek. Tabii bir de yandaşlarım var; onlardan da korunmam gerek. Sırtımda yansıların kullandığı o iğrenç mavi sıvının dolu olduğu bir tüp var. Yansıları kendi silahlarıyla öldüreceğim. Peşi sıra birkaç şırınga doldurup, önce önümdeki üç yansıya, sonra diğerlerine saplıyorum. O iğrenç ucubeler, bir anda kararıp, eriyiveriyorlar gözümün önünde. Kendimden korkuyorum. Sıra arkadan gelen grupta. Arkalarından onlara katılıyormuş gibi yapıp, birer şırınga da onlara saplıyorum. Tam o sırada, yansılardan biri beni fark ediyor. Allah kahretsin!

Deliler gibi koşmaya başlıyorum. Aradaki açığı çok hızlı kapatıyorlar. Çok hızlı koşuyorlar. Ardı ardına silah sesleri geliyor arkamdan, dönüp bakıyorum. Çınar arkamdan gelenlerin canına okumuş. Ama arkalarından bir grup daha geliyor, onları bir şekilde ortadan kaldırmamız gerek. Çınar’ı etkisiz hale getirmiş gibi yapıp, önümüzden geçip gitmelerini bekliyoruz. Çınar silahlarıyla, ben şırıngalarla saldırıyoruz. Bir grup daha eriyip yok oluyor gözümüzün önünde. Kalabalık bir grubun geldiğini görüyoruz, saklanmamız gerek. Dümdüz uzun bir koridordayız, ne bir kuytu, ne bir kapı deliler gibi koşuyoruz. Çınar, havalandırma kapaklarını işaret ediyor.

-          Kapakları yerinden oynatıp, onlara fırlatmamız gerekiyor, biraz oyalar en azından.

İşe yarar ümidiyle konsantre olup kapakları hareket ettiriyoruz, sadece birkaç saniye kazandırıyor bize. Lanet olsun! Tek şansımız, teleport. Güvenli bir yere gitmemiz gerek, ancak böyle deli gibi koşarken, imkansız. Durmamız şart. Ancak durmak için de onları oyalayacak bir şey bulmak zorundayız. Artık benim de yansı olmadığımı adları gibi biliyorlar. Elimizde ne şırınga var, ne de mermi. Çınar birden durup:

-          Sırtındaki tüpü ver diyor.

-          Çıldırdın mı sen? Neden durdun?

-          Tüpü bana ver.

Aceleyle çıkartıp veriyorum.

-          Şimdi hızla koşup kaçmanı istiyorum.

-          Sen ne olacaksın?

-          Kaç diyorum sana, bu bir emirdir.

-          Sensiz hiçbir yere gitmiyorum.

Yansıların iyice yaklaşmasını bekliyoruz. İyice yaklaştıklarında içinde mavi sıvının olduğu tüpü, yere fırlatıyoruz. Mavi sıvı anında hepsine bulaşıyor. Kararıp, kararıp eriyorlar peşi sıra. Çok büyük bir grubu alt ediyoruz. Bu bize birkaç dakika kazandırıyor. Hızlıca oradan uzaklaşıyoruz. Sonunda bir kapı çıkıyor karşımıza. Dalıp, hemen kapıyı kapatıyoruz. İçeride kimse yok. İkimiz de soluk soluğa kalıyoruz. Hızlıca güvenli bir yere gitmemiz gerek. İkimiz de teleport için konsantre oluyoruz. Yarattığımız akımı yüzümüzde hissederken, kapıdan yansılar giriyor. Tam şırıngaları batırmak üzerelerken, teleport gerçekleşiyor ve kendimizi bir anda üst katta buluyoruz. Etraf korkunç durumda. Her şey darman duman olmuş. Üst katta hiç kimse kalmamış, herkes alt kattaki savaşta. Silah sesleri yankılanıyor. Bir süre sonra tamamen kesiliyor.

Beyaz Çığlık’ın koruyucuları galip geliyor gelmesine ama, kaybımız çok büyük. Herkesin dilinde tek bir söz var. “Bu, şimdiye kadar yaşanan en büyük çatışmaydı. Yenildiler. Ama yine gelecekler. Daha kuvvetli gelecekler.”

- o -

Saldırıdan bu yana üç gün geçti; saldırılara sık sık maruz kalan, Genel Merkez’de hayat hızla eski haline döndü. Herkesin içinde kayıpların acısı hala taze, ancak hayatın devam ettiğini, herkes biliyor.

Bencillik belki ama, benim içimde durduramadığım büyük bir heyecan var. Bugün, kendim olmayı deneyeceğim. Aldığım teorik bilgileri kullanarak, bugün iki ay sonra ilk defa kendim olabileceğim. Eğer sözünü tutarsa, bugün Çınar’ı da göreceğim.

İnsan kendini de özleyebilirmiş meğer. Aynada kendini görmeyi, kendi sesini duymayı, cinsel kimliğini. Kendimi gerçekten çok özledim. Hiç görmediğim bir adamı da özledim. Çınar’ın kendisini özledim.

Kendime ve sevdiğim adama kavuşmak için hızlıca hazırlanıp, Çınar’ın odasına gitmek üzere kapıdan çıkar çıkmaz, Çınar’la burun buruna geliyoruz. Gözlerimiz aynı heyecanla dolu. Ellerinin titrediğini fark ediyorum. Sanki ben farklıyım da. Sessizliği birimizin bozması gerek. Ben önce davranıyorum.

-          Günaydın!

-          Gü… Günaydın!

-          Dinlenmek iyi gelmiş ikimize de.

-          Evet, çok. Aaa, şey, çalışma salonuna geçelim mi?

-          Geçelim.

Dizlerimin bağı çözülecek. Yuvarlanıp düşecek gibi dengesiz yürüyoruz ikimiz de. Ağzımızı bıçak açmıyor. İlk flörtlerini yaşayan liseli çocuklar gibi, göz göze gelmekten çekiniyoruz neredeyse. Uygulama salonunun kapısına geldiğimizde ise heyecanımız doruk noktasına erişiyor. Kalbimde yerliler tamtam çalıyorlar sanki, ağzımda atıyor nabzım. Zarif bir el hareketiyle içeriyi işaret ediyor. Adım adım kendime ilerliyorum ve o ana.


[218] defa okundu.

Leave a Reply

Cevabı iptal etmek için tıklayın.

Evrenistan’a Hoşgeldiniz

   

Merhaba;

Ben, Evren "Capon Kedi" Gürkaynak.Evren Gürkaynak

Blog sayfalarımda amatör hikayelerim, eğitim dünyasına veya diğer konulara dair makalelerim, müzik ve video paylaşımlarım ve hatta pratik yemek tarifi notlarıma ulaşabileceksiniz. Ayrıca düzenli olarak güncellediğim Dünyada eğitim alanında neler olduğuna ilişkin güncel haberleri de okuyabileceksiniz.

Bana her türlü sorunuz için evren [at] gurkaynak.info adresimden, güncellemeler içinse twitter sayfamdan ulaşabilirsiniz.

Anket (Poll)

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...

Kategoriler (Categories)

  • Çevre (Environment)
  • Dünyadan Eğitim Haberleri (News About Education)
  • e-tohum
  • Eğitim Bilimleri (Pedagogics)
  • ingiliz Dili Eğitimi (English Language Teaching)
  • İngilizce Makaleler (Essays in English)
  • Kayıp Dünya
  • Küresel Isınma (Global Warming)
  • Makalelerim
  • Müzik(Music)
  • Tabiat Ana (Nature)
  • Toplumsal Sorumluluklar
  • Türkiyem (My Turkey)
  • Uluslararası Konferanslar (Interntional Symposiums and Conferences
  • Yaşam (Life)

Edebiyat (Literature)

  • Kayıp Dünya
  • Spark Notes

Hayat Arkadaşım (My Spouse)

  • İşim Gücüm Web

Hayata Dair (About Life)

  • Baby Center
  • Parents.com
  • Pudra.Com

ingiliz Dili Eğitimi (English Language Teaching)

  • BBC – Schools
  • British Council
  • Educational Products
  • ELT World News
  • Genki English
  • Macmillan English
  • Oxford ELT Journals
  • Pearson Longman

Japonca Eğitim Veren Üniversiteler (Universities Giving Japanese Education)

  • Ankara Üniversitesi – Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi
  • Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
  • Erciyes Üniversitesi

Japonca ve Japonya’ya Dair (About Japan and Japanese)

  • Japonya Büyükelçiliği
  • Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı
  • Türk Japon Vakfı

Müzik(Music)

  • Cem Adrian
  • Cihat Aşkın
  • CSO Çello Quartet
  • Devlet Opera ve Balesi
  • Emma Shapplin
  • Fazıl Say
  • Ferhat Göçer
  • Hakan Aysev
  • Sarah Brightman
  • Swingle Singers
  • Türkiye Polifonik Korolar Derneği

Sinema (Cinema)

  • Sinemalar.com

Ziyaretmetre (Visitmeter)

İçerik izinsiz kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır © 2009-2010 Evren Gürkaynak
Wordpress + Elegant Themes